. . H 3 R C @ ! . .

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine
"Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"

"Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine.

Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da..., 'derviş kaşıklar'ı denilen bir metre boyunda kaşıklar.Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup şöyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar
ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan."Işte" demiş ermiş: "Kim ki hayat sofrasında
yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini
düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da
unutmayın hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır herzaman..

Dostluk ve Kibarlık


Rüzgâr bir gün Güneş'e, kendisinin ondan daha güçlü olduğunu ileri sürdü ve bu savını kolaylıkla kanıtlayabileceğini söyledi. "Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun?" dedi."Kuvvetlice estiğimde onun sırtındaki paltoyu, senden daha çabuk söküp, alabilirim."Güneş, rüzgârın bu sözlerini duyunca onunla yarışa girmeyi kabul etti ve bir bulutun arkasına çekilerek, rüzgârın yapacaklarını seyretmeye hazırlandı. Meydanın kendisine kaldığını gören rüzgâr, bir fırtına gücüyle esmeye başladı. Fakat şiddetini arttırdıkça, yaşlı adam da paltosuna o kadar daha sıkı sarıldı. Rüzgâr, bu işi başaramayacağını anlayınca yarışı bırakmak zorunda kaldı.Onun tüm yaptıklarını bulutun arkasından izleyen Güneş, rüzgârın yarıştan vazgeçmesi üzerine bulutun arkasından sıyrıldı ve büyük bir sevecenlikle yaşlı adama bakarak, ona tüm içtenliğiyle
sımsıcak bir biçimde gülümsemeye başladı.

Güneş'in sıcaklığını giderek arttırması karşısında yaşlı adamın yüzünde bir rahatlama ifadesi belirdi. Sırtından paltosunu çıkardı ve arkasındaki tümseğe yaslanarak, Güneş'in karşısında keyifle uzandı. Güneş, daha güçlü olduğunun bu kanıtı karşısında rüzgâra bir de şu öğütte bulundu :
"Dostluk ve kibarlık, her yerde ve her zaman kabalık ve zorbalıktan daha güçlüdür.




6 Haziran 2008 Cuma

27 Mayıs 2008 Salı

ÇizebiLdiğim Tek MutLuLuğumdun


“Hiçbir kelime senin adın kadar yer tutmadı dudaklarımda.. Hiçbir kadın senin kadar yakışmadı alın yazgıma..Ama başaramadık bu sevdayı yaşatmayı..Başaramadık işte..”
Hadi git sevgili.. Rüzgara karşı savaşmayı bırak…Hadi git.. Dağlar devrilmişken omuzlarıma, yalnızlık düşmüşken sokaklarıma git.. Git diyorum sana..Kapıyı biraz arala ve git.. Bana verdiğin ne varsa her şeyi topla ve git.. Bekletme ” seni” bekleyenleri…Bekletme kapımda beni sonsuzluğa gömecek yetim kelebekleri…Hadi git.. Her harfine ölümler beğendiğim adımı dudaklarımdan sökerek git.. Bana çıkan tüm sokakları sil adres defterlerinden.. Yaşayıp da kendi yüreğine bile ispat edemediğin bu sevdayı “ mutluluk bakiyelerden” düş gayri..Gözlerime demir pervazlardan ölüm göz kırpıyorken durma git …
Hadi git sevgili... Adınla başlayıp adınla bitiremediğim cümleler kadar yalnız bırak beni..Durma karanlıklarımda, durma hatıralarıma..Git sadece.. Bırak hayat boyu sensizlik yerine ölümler diz çöksün ayak dibime…Bırak günahların dökülsün soğuk ellerinin gezindiği kücük avuç içlerime..Hadi git sevgili.. Biz seninle rüya olmaktan öteye geçemedik.. Hiçbir zaman acıyı sırtlanıp mutluluğa gülümsemedik..Hadi git…Dudaklarında daha fazla kanamasın pişmanlıkların. Daha fazla ağlamasın hatıraların..Hadi git sevgili..
Hadi git..Çıktığın kapıdan ölüm gelsin ayak uçlarıma..Bırak gözlerin mapusluğum, yüreğin sonsuzluğum olsun..Hadi git…Durma sabahı olmayan karanlıklarımda.. Daha fazla üşütme ellerini karı, boranı eksik olmayan kışlarımda... Daha fazla bekleme yamalı cümlelerimde. Git diyorum sana.. Git..Beni “ bana “ bırakma…Hadi kapıyı arala ve git..Kapat tüm ışıkları.. Ve git hadi..Çıktığın kapının ardından ölüm gelsin gayri..
Şimdi git… Unut ismimi… Unut yeminlerini…. Seni hiç sevmediğimi farz et… Bu sevdayı hiç yaşanmamış kabul et.. Demir kapımı “ ölüme “ arala ve sessice git…
Git diyorum… Sadece git… Ardından ölüm gelsin ayak uçlarıma.. Sana kavuşmayı bilmese de , Seni severken “ ölmenin gururunu “ yaşasın bu yürek… Çünkü; sen benim, Ölüm ile hayat arasına çizebildiğim tek mutluluğumdun…

GELSEN DE, BEKLEMEK VAR OLMAKTIR

Deniz kıyısında bir kayayım ben.Taştan yapıldığım için sert derler vücuduma...Yorgun başımı gömdüm sularına..Ve sesin içimdeki cehenneminalevlerine yağan sağanak gibiydi.Kaptırdım varlığına taştan bedenimi...
Lodos ile başladı herşey ve meltem ile bitiyor.Bitince sesin gidiyor kıyılarımdan.
Hastayım.Taştan alnımda bulamayınca ellerini, sabahlarıma ağlıyorum.Doludizgin koşturuyordun kum tanelerinin yanına..Oysa bana çarptığın anı kelimeleştiriyordum.Ruhuma inecek adımlarının romanını işliyordum.Sen nasıl bir dalgasın?Kayaları umursamıyor, üstünden aşıp geçmiyorsun!Oysa seni kucaklayabilmek için heyecanların karaltısını yaşıyorum.Sükunetin hırçınlığıma ihanet mi?Canıma işlemek istemiyorsun.ve mezarıma kapanır gibi, sönen bir ışık gibi baktım gözlerine...Dalgındın.Dalganı taşırmadın.Yalnız kalan cismim, belki de sert olduğumu söylediklerinden yine tek başınaydı.Hiçbir şey kıramıyordu,ezemiyordu beni...Kayaydım işte.Bildiğin kayalardan.Ama farkınavaramadığın bir yanım vardı.Bana ulaşmadığın her zaman yaşarımı yanibaşına akıtırdım.Ben ulaşırdım sana.Varlığım senin varlığının yanında bir hiçti.Okyanusları aşıp geldiğin zaman yosun tutan taraflarım ağlıyor ve terimi gözyaşı olarak sana sunuyordum.Dalgalarınuğramıyordu ücra köşelerime...Varolmak beklemektir biliyorum.Akşam yine uyuyamadım.Dalgın bakışlarını düşündüm.Bir özleyiş ki sorma bana..Anlatamam.Bir söz olarak takdis etmek istemiyorum seni.Yanağıma sularını çalmadığın her gün gurbeti yaşıyordum.Gece uyuyamadım.Yıldızların nazarı değmişti tenine..Kıskandım onları..Vahaların en muhteşemine rastlanmıştı onlar.Sana ümitle bakmışlardı.Ben ise, kendimi çölde buldum.Oysa bahçemdin benim.Gözyaşlarımı bile kuruttum,beni baştan aşağı ıslat diye.Her kopuş ayrılığın tehlikesiydi.Suskundun, ufkum aynana baktığımda genişlemiyordu.Sessizliğini anlayamadım.İçini nereye taşırıyorsun?Taştan bir yüreğin pasını silmek için, yanlışlıkla yanından bile geçmiyorsun.Eriyen, dağılan benim.Binparçaya bölünüyorum.Bedduadan kaçıyorsun sanki.Onun için ellerin banauzanacakken, kayboluyor.Ölürsem, ölmeyeceksin.Ölmezsen, ben hiç ölmem.Ki yokluğun, öldüren bir yara...Sen nasıl bir dalgasın?Kayaları, senin için akan ırmakları umursamıyorsun.Hoyrat tavrın varlığımın nefesini kesiyor.Hastayım.Gönlüme düşen aksin, taştan bedenimde.Lodos bitiyor.Gidiyor sesin, adımların çekiliyor.Bana çarptığın anı kaleme döküyorum yine.Akşam uyuyamadım.Herkesin kahkahayla güldüğü bir mevsimi evlendirdiler.Dalgalar ve kaya için daha erkendi.Kaya sana susuzdu.
Bütün bunlar dostluğun bir başka açıdan anlatılmasıydı.Dostluklar dadalgalar gibi değil mi?Ya birşeyler getirirler, ya birşeyler götürürler.
Suyun tuzluluğuna yanmıyorum.Beni bir sarıp, bir bırakmana da yanmıyorum.Getirdiklerine ve götürdüklerine de...Getirdiğin bir çöp,götürdüğün benim bir parçam olsa bile...Yandığıma gelince...Bir sana yanıyorum.Ya her kaya benim gibi olmazsa!..
Gece yine uyuyamadım.Lodos bitti.
Senin için... ' Ölmezsen hiç ölmem.'

25 Mayıs 2008 Pazar

Papatya

Bir zamanlar küçük bir papatya varmış. Kocaman bir kayanın siperciğinde yaşarmış.Çevresinde ballıbabalar, katırtırnakları, utangaç mavi mine çiçekleri açarmış. Her sabah, gün doğumunda bütün çiçekler uyanırmış.Sabah aydınlığıyla genişleyen gökyüzünü izlerler, mutluluk türkülerini bir ağızdan söylerlermiş. Hepsi birbiriyle dost, hepsi arkadaşmış. Aradan uzun bir zaman geçmiş. Günlerden bir gün, bizim küçük papatya her zamanki gibi tan atımında uyanmış. Uyanmış uyanmasına ama eskisi gibi keyfi yerinde değilmiş. İncecik gövdesi kırılıp dökülüyormuş. " Herhalde akşam yağan yağmur yüzünden hastalandım" diye düşünmüş. O sırada gözü yakın arkadaşı ballıbaya ilişmiş. Zavallı ballıbaba, ıslak toprağa serilmiş, yatmıyor mu?.. "Ne oldu sana kardeşim" diye seslenmiş ballıbabaya.. Ballıbaba başını güçlükle papatyaya çevirmiş, gözlerinden ip gibi yaş akıyormuş. " Bu soruyu yalnız bana sorma papatyacık. Hepimiz perişan durumdayız. Öteki arkadaşlar da benim durumumda. Akşam durmadan yağan yağmur toprağı alıp götürdü, çiçeklerin kökleri dışarda kaldı. Hepimiz yavaş yavaş ölüyoruz" Papatya duyduklarına inanamamış, çevresine bakınmış, bir düşte karabasan gördüğünü sanmış. " Peki, demiş. Ben neden hala ayaktayım? Neden benim köklerim sapasağlam toprakta?" Öteden mavi mine sızlanmış. " Çünkü seni koruyan bir kaya var. Onun siperinde yaşıyorsun. Sonbahar yağmurları başladı. Bizler yağmur selinden kendimizi koruyamayız. Bundan kaçış yok. Elveda güzel yüzlü papatya" demiş. Papatya dostlarının birer birer yağmur sularıyla gidişini izlemeye dayanamazmış. " Hayır, diye isyan etmiş. Tükenişinize dayanamam. Ben gelecek yıl da burada olacaksam sizler de benimle kalmalısınız." "Nasıl olacak bu. Olanaksız" diye ağlıyormuş küçük çan çiçeği. Papatya kolay kolay vazgeçmezmiş ama. Dirençliymiş, kararlıymış. " Sizleri bırakamam demiş, hepiniz tohumlarınızı bana verin. Onları gelecek yıla kadar kendiminkilerle birlikte saklayacağım.Ya birlikte tükeniriz, ya birlikte yaşarız" Sonunda arkadaşlarını ikna etmiş. Hepsinin tohumlarını bir bir toplamış.Eh.. böyle bir dayanışmaya, böyle güçlü dostluğa kolay kolay rastlanmaz..Yeter ki kendi küçük de olsa, kocaman yüreğiyle bir papatyanın sevgisini taşıyabilelim. Ondan sonraki zamanını harıl harıl çalışmakla geçirmiş papatyacık. Kökleriyle sımsıkı toprağa sarılmış.Gövdesini genişletmiş. Giden arkadaşlarının tohumlarını göğsüne yapıştırmış. Kış gelmiş. Kötü rüzgarlar önüne gelen ne varsa almış götürmüş, papatya kayanın kuytusuna saklanmış. Rüzgara, yağmura, kara karşı direnmiş, dayanmış. Soğuk, zehir gibi havada tohumlar donmasın diye onlara daha bir sıkı sarılmış. Gözleriyle durmadan güneşi aramış. Bir parça gün ışığı görse yüzünü, gövdesini güneşten yana çevirirmiş.Ama o zorlu kışı geçirmek kolay değil. Toprağa öyle tutunmuş ki kökleri kalınlaşmış, soğuktan tohumları korumak için Sonra yaprakları uzamış, güneş izleyen yüzü büyümüş büyümüş.. Sıcak yüzlü ilkbahar geldiğinde dimdik ayakta bulmuş bizim güneş yüzlü çiçeği. Ama artık o bir Ayçiçeğiymiş.Hiç bir tohum zedelenmeden onunla yaşıyormuş. Dostluğun ölümsüz öyküsüdür Ayçiçeği, o gün bugündür güneşi izler dururmuş.Söylentiye göre dünyayı ve yürekleri aydınlatan güneş sevginin ta kendisiymiş.

Hercai & Kardelen

COK UZUN YILLAR ONCE IKI KIR CICEGI BIRBIRLERINE ASIK OLURLAR, HER BAHAR DIGER CICEKLER GIBI ONLARDA ACIP GUNESE MERHABA DERLER. FAKAT BIR BAHAR BASLANGICI BU CICEKLERDEN BIRI DIGERINE; “ BIZ DIGER CICEKLER GIBI BU BAHAR ACMAYALIM KISIN ORTASINDA HERKESIN SOGUKTAN KACTIGI KARLI GUNLERDE ACALIM KI BUTUN DOGA BIZE AIT OLSUN” DER. VE IKISIDE O BAHAR ACMAMAYA KARAR VERIRLER. BIRI ACMAK ICIN KISIN GELMESINI VE KARIN YAGMASINI BEKLERKEN, DIGERI O YAZ ACAR. O GUN BUGUNDUR KARDA ACAN VE SEVGILISINI BEKLEYEN CICEGE KARDELEN, SEVGILISINI YARI YOLDA BIRAKAN CICEGEDE HERCAI DENILIR. ISTE BU YUZDEN HAYIRSIZ SEVGILIYE HERCAI DIYE HITAP EDILIR......

5 Mayıs 2007 Cumartesi

Annelerimizden..

- İYİ YAPILMIŞ BİR İŞİ TAKDİR ETMEYİ öğrendik: "Bana bakın, çıkın birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim...!!!"
- DUALARIN GÜCÜNÜ öğrendik: "Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu farketmedi..."
- ZAMANA KARŞI YARIŞMAYI öğrendik: "O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın.."-MANTIKLI DÜŞÜNMEYİ öğrendik: "BEN ÖYLE DİYOSAM ÖYLEDİR...!!!"
- İLERİ GÖRÜŞLÜ OLMAYI öğrendik: "Çıkmadan önce temiz bi camaşır giy.. yolda Allah korusun başına bişi gelir kirli külotla etrafa rezil olursun."
- HAYATIN TRAJİKOMİK YANLARINI öğrendik: "Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürücem... "
- HAYATIN ÇELİŞKİLERLE DOLU OLDUĞUNU öğrendik: "KAPA ÇENENİ VE ÇORBANI İÇ ...!!"
- DAYANIKLI OLMAYI öğrendik: " O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK..!!!"
- HAVA RAPORU TAHMİNİ YAPMAYI öğrendik: " Şu dağınıklığa bak... yabancı biri görse odanın ortasından kasırga gecmiş sanır..."
- ABARTMAYI öğrendik: "Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri yürüme diye..!!"
- DAVRANIŞ PSİKOLOJİSİNİ öğrendik: "Babana çekicegine biraz bana çekseydin noolurdu ..."
- OLAĞANÜSTÜ DURUMLARA HAZIRLIKLI OLMAYI öğrendik: "Dinleme bakalım anne sözü dinlemee...!!! 'Kafana meteor düşücek kenara çekil' diye bağırsam onu bile dinlemezsin di mi......!!!!"
- KISKANMAYI öğrendik: " Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan kac milyon çocuk var biliyo musun... ?!?!

:))

2 Mayıs 2007 Çarşamba

Yitirilmiş Sevdamsın

Gördün mü gökyüzünün kızıla boyandığını. Suların alev alev yandığını. Bütün köprülerin yıkılıp, bütün gemilerin battığına şahit oldun mu? Bir iç çekiş de çaresizliğine yenik düşen kuşların kanat çırpışlarını, martıların kuruyan denizlere nasıl hasret kaldığını ve gönüllerin deprem sonrası sefaletini hiç gördün mü?
Geceler boyu soğuk duvarların ses vermesini bekledin mi? Pencerenden süzülen ayın solgun ışıltılarında, ağırlaşan göz kapaklarına inat, kabusa dönmemesi içim rüyaların, uykusuzluğa katlandın mı? Hiç gecenin sessizliğinde kalp atışlarını dinledin mi? Susuzluktan çatlayan dudaklarında, solgun kalmış son tebessümün izi silinmesin diye, yanmaya razı olup da, seyrettin mi berraklığını bir bardak suyun? Islandın mı sağanak yağmurunda hayallerinin.?
Şimdi tut ellerimden. Sonsuzluğuna sevdaların birlikte kanat açalım. Geçit vermez yüceliklerinde dağların çiçekler toplayalım. Bir çoban çeşmesi tefekküründe umut olalım yalnızlığına yolcuların, susuzluklarında bir damla su olalım. Bulutlarda sevda taşıyalım sevdayı bilmeyen yetim kalmış ruhlara. Sağanak olup sevgi sevgi yağalım çöllere ki; vahalar çöller boyu yeşersin.

Sen; açlığında kahrolmuş ruha ekmeksin.
Sen; susuzluğunda can çekişen damarlarda kan.
Sen; yitirilmiş umutlarda ışıksın
Sen; öksüzlüğünü yaşayanlara yoldaş
Sen; yaşama azmisin, yaşatan
Sen; içimde ki bitmeyecek aşksın....
SEVDAMSIN

26 Nisan 2007 Perşembe

Anne Nedir??

Bir erkek cocugun kaleminden cikmis bu yaziyi siz de okuyun lutfen...
ANNE, dunyada karsilik beklemeden borek yapan tek insandir ... karsiliksiz sevginin ete kemige burunmus halidir! ne kadar uzsen de 10 dakka sonra seni affeden zarif bir memeli turudur, yagli bile olsa tiksinmeden sacini oksayan, kucagina yatiran, opup koklayan tek varliktir, melegin sut verebilenidir.yarasin diye muhallebinin icine ciger katarak cocuguna yediren manyaklik derecesinde yaraticidiryemek yemeyen cocugun dikkatini cekmek icin elindeki tencere ve tavalarla maymunluk yapabilen kisidir, kafayi cocuklariyla bozmus, gobek bagi kopsa da yurek bagi asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan disisidir. bulasik, utu, vb yaparkene bile automatik olarak cene calan, kendi kendine konusan, anne ne diyon dediginizde "sen kendi isine bak, bi de senle ugrasmayayim" seklinde asortik cevaplar verendir, "Ulen eve bi saat gec gelsek vir vir vir" seklinde kari dirdiri denen mereti erkeklere daha kucukten belletendir, yemek uzmani, duzen insani, bilgili, kulturlu-her seyi bilen sahsiyetdir, yavrularini yol tarafindan degil, kaldirim tarafindan yurutendir, dizi dizi incidir lakin gerektiginde laf sokma dalinda da birincidir, sevgiliden ayrilma haberi verildiginde, "amaaan ben sana daha guzelini bulurum" diyebilen komik bir karakterdir,"Oglum aradim yoktun. Bende mesaj atayim dedim sana. Gelince ara beni emi aslan evladim. Sapkasiz cikma o karilarla. Kara borulcem benim optum annen" seklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi israrla reddeden, kabullenemeyen, kafasina gore yorumlayan bilisim dusmanidir, *** ama ... ama dunyanin en guzel kucagina sahip, en guzel kokan, harikulade bir varliktir *** olmadik yerlerde "iyi ki dogurmusum ulen seni!" diyen ve benim hatirima benimle freddy mercury dinleyen bir sabir agacidir, evlatlarini asla ayirmayan, ayni zamanda birbirinden koruyan guc abidesidirevde biryere uzandiginiz an orada temizlik yapacagi tutan, temizlik konusunda kayisi kopardigindan temizlikci gelecek diye evi temizleyen balans ayari kacmis temizlik kaynagidir, mutfakta yasayan, evde herkesi idare eden ve geceleri baba denen yasal sevgilisiyle sevisen bi tur canlidir,iyiligin, merhametin, acaaip bir sefkatin, sadakatin, sevginin guclerini birlestirdigi sonsuz bakiredir!! oglunun damat- kizinin gelin oldugunu gorunce, cocugu mezun olunca, cocugu gol atinca, cocugu hasta olunca, cocugu askere gidince, asmali kabagi seyredince, dolar yukselince velhasil buna benzer ota-boka bissuru seye aglayabilen,bu mesaji okurken duygulanip-gozleri dolabilen, aglamaya meyilli bir yapisi olan duygu pinaridir,
son kiiii uc dort; uzakta dursa da yakin hissedilen, cani hep istenen, asla vazgecilmeyen, dizinin dibinde olmak istenen, evlatlarin varligini varligina armagan edebilecegi,
*** islak - kuru ama heeeep duygulu*** disi modelidir!!!
:))